Av. Fatma TUNÇ

  1. Uyarlamanın Tanımı

Sözleşme, iki veya daha çok kişinin hukuki bir sonuç doğurmak amacıyla karşılıklı olarak ve birbirine uygun iradelerini açıklamalarıyla kurulan bir hukuki işlemdir. Her sözleşmenin temel amacı sözleşme ile tarafların birinin veya ikisinin yüklendiği edimlerin ifa edilmesidir. Bu yükümlülüklerin kabul edilmesi ve tarafların üzerine düşen sorumlulukları tam ve zamanında yapması kısaca sözleşmeye bağlı kalınması sözleşmeler hukukunun temel ilkelerden “ahde vefa( pacta sunt servanda)”ilkesi ile bağdaşmaktadır.

Ahde vefa ilkesi, ne olursa olsun tarafları sözleşmeye sadık kalmaya zorlayan bir ilkedir. Bu ilke gereğince her sözleşme borçlanıldığı gibi ifa edilmelidir. Ancak işlem temelinin çökmesine sebebiyet verecek bazı durumların meydana gelmesi, tarafların edimini ifa edememesine neden olabilir. Bu durumda taraflardan borcun aynen ifasını beklemek dürüstlük kuralına, hakkaniyete ve doğruluğa aykırı düşer. Bu nedenle; sözleşmenin kurulması esnasında var olmayan ve önceden öngörülemeyen bazı koşullar ortaya çıktığında ve taraflardan biri aşırı ifa güçlüğüne düştüğünde işlem temelinin çökmesini engellemek amacıyla sözleşmenin uyarlanması talep edilebilmektedir.

Uyarlama; geçerli bir şekilde kurulmuş olan sözleşmeden doğan bir borcun, sonradan ortaya çıkan ve önceden öngörülemeyen bir sebeple ifanın aşırı güçleşmesi sonucunda, henüz borcunu ifa etmemiş ya da çekince ile ifa etmiş olan borçlunun sözleşmenin yeni koşullara göre güncellenmesini isteme hakkıdır. Kısaca sözleşmenin değişen koşullara uygun hale getirilmesi olarak ifade edilebilir.

  • Türk Hukukundaki Yeri

Türk hukukunda ilk olarak Danıştay’ın 1940 tarihinde verdiği karar ile idari sözleşmelerde sözleşmenin uyarlanması kabul edilmiştir. Hukukumuzda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girene kadar, sözleşmenin uyarlanması kanun kapsamında düzenlenmemiştir. 6098 sayılı TBK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması konusu, TBK m. 138de yer alan aşırı ifa güçlüğü maddesiyle yasal bir dayanağa kavuşmuştur.

TBK m. 138’de; Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.”denilmektedir.

Ayrıca TBK’da bazı sözleşme tipleri bakımından özel hükümlere de yer verilmektedir. Bunlara örnek olarak; Eser Sözleşmelerinde Götürü Bedelin Tespiti m.480, Bağışlama Sözünün Geri Alınması ve İfadan Kaçınma m. 296, Kira Sözleşmesinin Önemli Sebeple Feshi m. 331, Ürün Kirasında Olağanüstü Durumlarda Kira Bedelinden İndirim m. 336 sıralanabilir.

  • Uyarlamanın Şartları

Sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin genel hüküm olan TBK m. 138 incelendiğinde; sözleşmenin uyarlanması için bazı koşulların meydana gelmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu koşulların oluşması durumunda hakim, sözleşmeden bozulan dengenin ve adaletin sağlanması amacıyla sözleşmenin uyarlanmasına karar verebilmektedir. TBK’nın 138.maddesi, uyarlamaya ilişkin talebin ileri sürülebilmesi için aşağıda yer alan şartların sağlanmasını aramaktadır.

  1. Sözleşmenin Kurulmasının Ardından Olağanüstü Bir Durumun Ortaya Çıkması

Olağanüstü bir durumun sözleşmenin kurulduğu esnada var olmayıp daha sonra ortaya çıkması ve objektif nitelikte olması gerekmektedir. Objektif nitelikteki olağanüstü değişiklikler, deprem, sel, salgın hastalık, savaş, büyük ekonomik krizler, devalüasyonlar gibi toplumun tümünü ya da oldukça fazla bir kesimini etkileyen değişikliklerdir. Yargıtay da savaş, salgın hastalık, doğal afet gibi olayların bu niteliğe sahip olduğunu, bu hallerin varlığı halinde borçlunun ifa güçlüğüne düşebileceğini ve bu durumda ifa güçlüğüne dair diğer koşulların da bulunması halinde uyarlama talep edilebileceğini kabul etmektedir. Yargıtay kararları ve kanun maddeleri ışığında; Covid-19 salgınının da sözleşmeler açısından olağanüstü bir durum olduğu söylenebilir.

  • Olağanüstü Durumun, Sözleşmenin Kurulması Aşamasında Taraflarca Öngörülmeyen Veya Öngörülmesi Beklenmeyen Nitelikte Olması

Öngörülemezlik, kişinin iş hayatının olağan akışında göz önüne almakla yükümlü olmadığı durumların meydana gelmesi demektir. Öngörülemezliğin mevcut olup olmadığı her somut olaya göre farklılık arz eder bu nedenle hakimin objektif bir değerlendirmeyle tespiti gereklidir. Bu tespit yapılırken; sözleşmenin süresi, sözleşmenin yapıldığı an, sözleşmedeki tarafların özellikleri, sözleşmesel veya yasal risk dağılımına göre riskin aşılmış olması gibi unsurlar incelenmektedir.

Örneğin “basiretli davranma yükümlülüğü” gereğince tarafların tacir olması durumunda; öngörmesi gereken haller tacir olmayan kişiler ile aynı değerlendirmeye tabi değildir. Zaten taraflar sözleşmenin kurulması esnasında belirli rizikoları öngörerek gerekli edimleri ifa edeceklerine ilişkin irade beyanında bulunurlar. Öngörülmesi muhtemelen olan veya taraflardan sözleşme devam ederken öngörülmesi beklenen durumlarda sözleşmenin uyarlanması talep edilemeyecektir. Covid-19 salgını da öngörülemeyen veya öngörülmesi beklenmeyen bir durum olarak değerlendirilebilir.

  • Aşırı İfa Güçlüğünü Meydana Getiren Olgunun, Uyarlanma İsteyen Taraftan Kaynaklanmaması

Sözleşmenin uyarlanabilmesi için sözleşmenin uyarlanmasını isteyen tarafın, kendisi aleyhine oluşan olumsuz duruma sebebiyet vermemiş olması gerekmektedir. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan durum değişikliğine mağdur olduğunu iddia eden taraf katkı sağlamışsa, artık bu kişi aşırı ifa güçlüğüne dayanıp sözleşmenin uyarlanmasını talep edemeyecektir. Ayrıca mağdur olan tarafın durum değişikliğinden etkilenmemek için gerekli olan tüm önlemleri almış olması, durum değişikliğinin meydana gelmesine katkı sağlamaması gerekir. Buna rağmen durum değişiklik meydana gelmişse, gerekli her türlü özeni göstermesine rağmen beklenmeyen ve öngörülemeyen olgu nedeniyle sözleşmenin uyarlanmasını isteyebilecektir.

  • Bu Değişiklik Sebebiyle Tarafların Edimleri Arasındaki Dengenin Bozulmuş Olması

Taraflar sözleşmenin kurulması ile belirli riskleri göze alıp edimleri tam ifa edeceklerini kararlaştırırlar. Ancak yukarıda sıralanan sebeplerin meydana gelmesinin ardından bir tarafın edimini yerine getirmesi olağanüstü koşul nedeniyle imkansız olduğunda ya da ifanın aşırı derece güçleşmiş olması durumunda o tarafın edimini ifa etmesini beklemek dürüstlük kuralına aykırı olacaktır. Bu durumda tarafların edimleri arasındaki denge bozulmuş olur. Sözleşmedeki adalet ve edimler arası denge bozulduğunda sözleşmenin uyarlanması talep edilebilecektir.

  • Borçlunun Borcunu İfa Etmemiş Veya Dengelerin Aşırı Derecede Bozulmasına Dayalı Haklarını Saklı Tutarak İfa Etmiş Olması

Sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin genel hüküm olan TBK m. 138’de açıkça belirtildiği üzere; uyarlama talep edilebilmesi için borç, henüz ifa edilmemiş ya da ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklar saklı tutalarak ifa edilmiş ise sözleşmenin uyarlanması talep edilebilecektir. Herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeden yani çekince olmadan ödemenin gerçekleştirilmesi durumunda sözleşmenin uyarlanması talep edilemeyecektir.

  • SONUÇ

Her ne kadar sözleşmeye bağlılık ve ahde vefa ilkeleri gereği taraflardan edimlerini tam olarak ifa etmeleri beklense de bazı durumlarda bu ilkelere uymayı beklemek dürüstlük kuralına aykırıdır. Sözleşme şartlarında olağanüstü, öngörülemez ve tarafların kusurundan kaynaklanmayan bir durum meydana geldiğinde; taraflar arasındaki denge bir taraf aleyhine çekilemez derecede bozulabilir ve taraflardan birinin edimini ifa etmesi mümkün olmayabilir. Bu durumlarda; Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi kapsamında sözleşmenin uyarlanması talep edilebilmektedir. Kanunda sözleşmenin uyarlanabilmesi için bazı şartların oluşması gerektiği belirtilmektedir. Bu şartların oluşup oluşmadığının dikkatlice değerlendirilmesi ve gidilecek kanun yollarının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle; sözleşmenin uyarlanması aşamasında uzman bir avukatın görüşü ve desteğinin alınması elzemdir.